İçeriğe geç
Gece

İnteraktif hikâye

Gece

İpek Karan@ipekkaran
Puan
4,7(202 değerlendirme)
Okunma
16 bin
Son
9
Dil
Türkçe

Yazarın kaleminden çıkmış, 9 sonlu dallanan bir hikâye.

Hikâye hakkında

Deniz, yazar olmak istediği halde bir türlü ilham bulamayan bir çevirmendir. Bir akşam, uzun süredir görmediği bir arkadaşı mesaj atıp buluşmak istediğini söyler ve ona ilginç bir teklifte bulunur. Yaptığı seçimlere göre gece ilerledikçe başına gelen absürt olaylarla şehrin karanlık köşeleri ve insanlarının yanında kendine dair gerçekleri de keşfeder.

Gece

İlk sayfayı oku

Hikâye böyle başlıyor. İlk seçim senin.

Akşam dokuz civarıydı. Saati hatırlıyorum çünkü tam evden çıkarken gözüm mutfaktaki duvar saatine takılmıştı. Sonra zamanın çabuk geçmesi hakkında bir iki dakika düşünmüştüm merdivenlerden inerken. Kapıdan çıkacakken yine çöplerini atmaya tenezzül etmeyen komşumun torbaları arasından geçmeye çalışırken sinirlemiş ve zaman hakkındaki derin düşüncelerim biraz daha ileri gitmeden kesilivermişti. Kıbrıs Şehitleri yine kalabalıktı. Ellerinde şu şeffaf ışıklı balonlarla dolaşan bir grup kafası güzel genç geçti. Sonra iş yerinden dönen iş arkadaşları ve eve giderken bir yerlerde yiyip geçmeye karar veren çiftler… Onları izlerken bir müzik dinlediğimi hatırlıyorum. Şimdi hangisi olduğu hatırımda değil. Sanırım adına çok dikkat etmemiştim. Ara sokaklardan birine girdiğimde tekrar telefonumdaki kafenin ismine baktım. Tabelalara kısa bir göz gezdirdikten sonra nihayet mesajdaki kafeyi buldum. Merdivenlerden çıkarak üst kata yöneldim. Basamaklar gıcırdıyordu. Sanki çöktü çökecekti. Kasadaki adam otuz iki dişini göstererek “İyi akşamlar, hanımefendi… Ne verelim?” diye sordu.

“Tavuklu krep menü. İçeceği diyet kola olsun.”

“Hay hay…”

Sıska, uzun saçlı, sakallı adam çok geçmeden mutfağa doğru yönelerek gözden kayboldu. Ben de mesajı atan arkadaşımı arıyordum. Duvarın arkasından saçlarını gördüm.

“Ben göremeyeyim diye mi saklandın, oğlum?”

“Ne bileyim, tek ben olunca içeride bulması çok zor olmaz diye düşündüm.”

“Tamam uzatma da sadede gel.”

Onunla iletişimimizdeki bu netliği başka hiçbir arkadaşlığımda yakalayamamıştım. Mantısından bir çatal aldı.

“Ne sadedi?”

“Gecenin bu saatinde sen mesaj atıyorsun “önemli” diye. Zaten görüşmeyeli bir asır olmuş. Büyük harflerle ACİL yazıyorsun. Sonra “Ne sadedi? Gece gece asabımı bozma, Utku.”

“Adamın yediğini kursağında bırakıyorsun. Şurada iki suspense yapacağız.”

“Ne suspense’i oğlum? Hitchcock musun sen? En son Gamze’ye sürpriz doğum günü yapalım dediğimizde iki dakika sürmedi ötmen.”

“Sanki anlamamıştı.”

“Doğum gününün olayı odur zaten. Bilirsin de bilmezlikten gelirsin. Karşındakilerde bilmiyormuşsun gibi davranmana uyum sağlar. Herkes senin gibi süzme değil ki. Bir adabı var.”

“Duyan da seni böyle şeylere önem veren biri sanacak. En son doğum gününü unutmuştun. Biz hatırlattık be.”

“Kolay bir arkadaşım.”

Adam tavuklu krep ve plastik bardaktaki kolayla geri döndü. “Afiyet olsun”

Krepi küçük parçalara ayırmaya başladım.

“Ne zevksiz yemek yiyen birisin. Göz nizam kalmadı insanda. Vallahi soğudum yemekten.”

“Bakma o zaman kardeşim. Bakma.”

O da mantısını yemeye koyuldu. Bir süre tek kelime etmedik.

“Böyle yaşlı çiftler gibi konuşmadan yemek mi yiyeceğiz yoksa söyleyecek misin?”

“Neyi?”

“Ne söyleyeceksen işte! Neden çağırdın beni?”

Çok önemli bir şey açıklayacakmış gibi çatalını tabağına koydu. Mendille ağzını sildi ve boğazını temizledi.

“Şimdi bildiğin üzere ben şu aralar bir işle meşgulüm.”

“Niye öyle gizemli gizemli konuşuyorsun? Yandaki kuruyemişçide çalışmıyor musun sen?”

“Neyse ne… Geçenlerde birine denk geldim.”

“Nasıl biri?”

“İlginç biri.”

“Zaten senin gibi birinin normal birine denk gelmesi düşünülemez.”

“Kırıcı oluyorsun… Ama neyse, işte bu adam dedi ki bir adam varmış. Müzik yapıyormuş değişik partilerde.”

“Maskeyle gidilmiyorsa sıkıntı yok.”

“Ama öyle uçuk kaçık partilerden bahsetmiyorum. Kulüplerde falan. Öyle bir müzik çalıyormuş ki dinleyen gençler kendinden geçiyormuş.”

“Utku… İyi misin kardeşim? Bir derdin mi var? Her şey yolunda mı? Benimle paylaşabilirsin.”

“Böyle böyle gençleri kendine çekip ailesinden koparıyormuş. Bu adamın oğlu da işte -Oğuz diye bir çocuk- o partilerden birine gidip yavaş yavaş ailesinden kopmuş. Sonra gruba katılmış. Çevrede soruşturdum. Ailenin maddi durumu gayet iyiymiş. Çocuk ergenlik falan derken ailesiyle sürekli tartışmaya başlamış. Sonra bu konserlere gide gide bir bakmışlar çocuk yok.”

“Tüh bak sen şu işe. Gece bunu düşünüp ağlayacağım desene.”

“Şaka yapmıyorum, Deniz. Araştır istersen. Adam bilindik biri. Tipini görsen tanırsın. Magazin dergilerine çıkmış bir iş adamı. Kaç tane firmanın onun bunun açılışında önemli insanlarla fotoğrafı var.”

“Onu anladım da senin olayla ilgin ne? Durup dururken “Utku’cuğum ne olur yardım et” mi dedi sana?”

“Yok, öyle değil. Biriyle konuşurken duydum. Sonra çocuğu soruşturdum. Benim bir arkadaşın kardeşiyle aynı liseye gidiyormuş.”

“Eee?”

“Dediklerine göre bu çocuğun takıldığı bir kız varmış eskiden, bu çocuk da işte o kızın bir arkadaşını tanıyormuş.”

“Dur çocuklar karıştı.”

“Kısaca birtakım istihbaratlar sonucu bu adamın bir sonraki konser yerinin adresini aldım.”

“İyi halt ettin ne diyeyim ne yapayım yani?”

“Gidip bakarsak belki çocuğu nerede bulabileceğimizi öğreniriz.”

Utku’yu biraz olsun beni tanıdığım kadar tanısaydınız belki de bu söylediklerinin absürtlüğünün bir trajediden ya da bir hastalıktan kaynaklandığını düşünmeyi bir an olsun bırakabilirdiniz. O böyle biriydi işte. Hep kimsenin uygulayamayacağı fikirlerle gelirdi. Kimse de onu dinlemez, çoğunlukla alay ederdi. Benim onu dinlememin sebebiyse sanatsal açıdan ilham verici biriydi. Hem de kendi haberi bile olmadan. Arada onun adını değiştirerek hikâyeler yazmışlığım bile vardı. Sanırım arkadaşlığımızın temel motivasyonu da bu yaratıcı-ilham verici dinamiklere dayanıyordu.

“Kısacası var mısın bu gece bir maceraya?”

Düşündüm.

Seçimin seni bekliyor

"" seçeneğinin seni nereye götüreceğini görmek için uStory uygulamasından devam et. Hikâye orada seni bekliyor.

Bunları da sevebilirsin