İçeriğe geç
Ayşegül'ün Sihirli Lambası

İnteraktif hikâye

Ayşegül'ün Sihirli Lambası

Eksi 18@eksi18
Puan
4,8(22 değerlendirme)
Okunma
15 bin
Son
4
Dil
Türkçe

Yazarın kaleminden çıkmış, 4 sonlu dallanan bir hikâye.

Hikâye hakkında

Ayşegül’ün Sihirli Lambası, etkileşimli (interaktif) bir masal olup dört farklı sonla bitmektedir. Her son okura önemli deneyimler ve bilgiler kazandırmaktadır.

Gönül Çatalcalı – Nalan Yılmaz

Ayşegül'ün Sihirli Lambası

İlk sayfayı oku

Hikâye böyle başlıyor. İlk seçim senin.

Bir varmış bir yokmuş. Uzaklar yakın, yakınlar uzakmış.

Kafdağı’nı geçtim. Maçin ülkesinde gezdim.

Zamanlardan zaman seçtim.

Çok eskilerden bir zamanmış. Oradan bugünlere bakarlarmış.

Cadı kesti yolumu. Elinde sivri kalemi. Yazdı tahtaya tüm âlemi.

Uzak ülkelerin birinde Ayşegül adında bir kız varmış. Yüce ormanın bitimindeki göl kenarında annesiyle birlikte yaşarmış. Annesi dağdan odun keser, onları parçalara ayırır, satmak için şehir şehir gezermiş. Ayşegül ise tembel tembel evde yatar, canı sıkılınca göle gidip yüzermiş.

Annesi seyahatten çeşit çeşit haberlerle dönermiş. Sarayda yaşayanların güzelliğini, kıyafetlerini, inci boncuklarını anlata anlata bitiremezmiş. Ayşegül bunları duyar, dinler, bir de dönüp kendisine bakarmış. Güzellikse güzelmiş Ayşegül, zeki olmaksa zekiymiş.

“Benim neyim eksik o prenseslerden," diye annesine sorarmış.

Annesi de “Kral bizi yönetir, elbette bizim gibi yaşamayacaklar, aklından çıkar bu fikirleri.” dermiş. Dermiş de o da kızını şıkır şıkır giysiler içinde görmeyi çok istermiş.

Zaman böyle geçip gidermiş. Annesi oduna gittiğinde Ayşegül de göle gider yüzermiş. Ondan başka kimse o göle giremezmiş. Orada yaşayanlar, suyun insanları yuttuğuna inanırmış. Bu yüzden ona Yutan Göl derlermiş.

Ayşegül bir gün tam evden çıkıp Yutan Göl’e gidecekken karşısında bir adam belirmiş. Gözleri iki derin oyuk gibi kapkara olan adam saraydan geldiği söylemiş. Üstünde parıltılı giysiler, parmağında da renkli ışıklar saçan taşlı bir yüzük varmış. Ayşegül adamı hiç sevmemiş. Yüzük gözlerini kamaştırmış, yoksul evleri bir anda aydınlanmış.

Adam, “Ülkemizin önemli bir derdi var. Kralımız tüm bilginleri sarayına çağırdı. Onlarla konuştu derdimize çözüm bulmalarını istedi. En yaşlı bilge, sorunu Yutan Göl’de yüzebilen birinin çözebileceğini söyledi,” demiş.

Ayşegül çok şaşırmış. “Koskoca krala benim nasıl bir yardımım olabilir,” diye sormuş.

Adam devam etmiş konuşmaya, “Biliyorsun kralımızın üç kızı var. Ama oğlu tek. Biricik prensimiz amansız bir hastalığa yakalandı. Onu hastalıktan kurtarırsan prensimizle evleneceksin. Bundan sonra annenle birlikte sarayda yaşayacaksın. Senden istediğim şey, bilginin söylediklerini yapmak,” demiş.

“Demek prensimiz hastalandı,” demiş üzüntüyle Ayşegül.

Adam için için gülmüş. "Kız hemen sözüme kandı. Bu saf kıza her istediğimi yaptırabilirim. Sonra öldürüp ondan kurtulurum,” diye düşünmüş.

“Evet, biricik prensimiz çok hasta. Yutan Göl’ün en derin yerinde bir lamba var. İyileşmesi için onu bana getirmelisin. Yolunu aydınlatması için al bu yüzüğü,” demiş. Parmağındaki yüzüğü çıkarıp Ayşegül’e vermiş ve tembih etmiş.

“Aşağıda bir sandık var. Lamba o sandığın içinde. Ayrıca değerli taşlar, altınlar, gümüşler göreceksin sandıkta. Sakın, hiçbirini alma! Bana sadece eski lambayı getir,” demiş.

Ayşegül girmiş suya, başlamış dibe dalmaya. Kurnaz adam da atlamış bir kayığa, düşmüş kızın peşine.

Yüzük gerçekten de suyun en karanlık yerlerini bile aydınlatıyormuş. Ayşegül gölün en derin yerine tutmuş ışığı. Bir de ne görsün? Sandık orada! Hemen açmış kapağını. Şaşırmış kalmış. Gerçekten içinde büyük bir hazine varmış.

Ayşegül’ün nefesi gittikçe azalıyormuş.

Lambayı kaptığı gibi suyun yüzeyine çıkmış.

Onu görünce adamın kara gözleri ışıl ışıl parlamış.

“Hemen lambayı bana ver,” demiş.

Ayşegül onun aceleci tavrından şüphelenmiş. “Hazineyi değil de neden eski püskü bir lambayı istiyor bu adam?” diye düşünmüş.

“Yüzemeyecek kadar yorgunum. Beni kayığa çıkart öyle vereyim,” demiş.

Adam lambayı almak için bir elini ona uzatır gibi yapmış. Diğer eline de küreği almış ve kızın kafasına vurmuş. Lambanın varlığını bilen kimse kalmasın istiyormuş.

Ayşegül kafasına çarpan kürekle sersemlemiş. Kayığa sıkıca tutunmuş. Bu sırada sandalın içinde, ayakta duran adam dengesini kaybetmiş. Suya düşüvermiş. Yutan Göl onu bir anda yutuvermiş.

Ayşegül sımsıkı sarılmış elindeki lambaya. Ondan güç alarak kayığa çıkmakmış niyeti. Tam bu sırada bir cin belirmiş karşısında. “Ben bu lambanın ciniyim. Yüzyıllardır tutsaktım. Beni sen kurtardın. Bundan sonra emrindeyim. Dile benden ne dilersen,” demiş.

Ayşegül, “Çok yorgunum beni hemen evime götür,” demiş.

Cin denileni yapmış. Kız kendini evde bulmuş. Kucağında da lambası. Ayşegül cini bir daha görmek istemiş. Lambayı ovalamış. Hemen cin belirmiş. “Dile benden ne dilersen, fakat uyarmalıyım ki dileklerini kötülük için kullanırsan en çok sana kötülük gelir. İyilik için kullanırsan daha çok iyilik sana gelir!” demiş.

Ayşegül hiç düşünmeden, “Bize bir saray yap,” demiş.

Cin, “Tamam ama bir şartım var. Önce sorularımı yanıtlamalısın,” demiş. İki soru sormuş.

Seçimin seni bekliyor

"" seçeneğinin seni nereye götüreceğini görmek için uStory uygulamasından devam et. Hikâye orada seni bekliyor.

Eksi 18 kaleminden diğer hikâyeler

Bunları da sevebilirsin