İçeriğe geç
Kıyametin Ertelenmesi

İnteraktif hikâye

Kıyametin Ertelenmesi

Moore Rip@rstofbad
Puan
4,4(20 değerlendirme)
Okunma
14 bin
Son
4
Dil
Türkçe

Yazarın kaleminden çıkmış, 4 sonlu dallanan bir hikâye.

Hikâye hakkında

Geçmiş... Birçoğumuz geçmişinde yaptığı hatalar yüzünden pişmandır. O hatalar beyinlerinin bir yerinde büyük ve hiç kapanmayan bir yara olarak kalır. Hatırladıkça acı çeker, pişmanlık duyarız. Her şeyi değiştirmek, daha da güzelleştirmek isteriz. Ama bazı şeyler asla düzelmez, sadece ertelenebilirler. Tıpkı ''Kıyametin Ertelenmesi'' gibi. Sana büyük bir şans bahşediliyor. Ama sadece ve sadece tek bir şansın var. Hatalara yer yok. Eğer hata yaparsan ertelediğin kıyamet tüm gücüyle kopacaktır. Ve her şey daha beter olacaktır.

Kıyametin Ertelenmesi

İlk sayfayı oku

Hikâye böyle başlıyor. İlk seçim senin.

An itibari ile yirmi yedinci yaş günümdeyim. Hatalarla geçmiş yirmi yedi yıl...

İstanbul'un en işlek caddelerinden birinde oturuyorum. Evimin içi her gece son ses çalan şarkılar ve yüksek sesli kahkahalarla doluyor.

Bazen insanların birbirleriyle olan konuşmalarına şahit oluyorum. Hepsi ilgi çekiciydi. Fakat bugün bunları düşünüp canımı sıkmamalıydım. Çünkü bugün benim doğum günümdü. Her ne kadar kötü şartlara sahip olsam da ben bir insandım. Ve mutlu olmaya hakkım vardı. Bugün doğum günümü kutlayacaktık ve benim için çok özel bir gündü. Maalesef ki pek fazla arkadaşa sahip değildim. Hatta sadece bir arkadaşım vardı. Aslına bakarsak sadece bir arkadaşımın olması çok iyi bir şey çünkü daha fazla pasta yiyebilecektim.

Ha bu arada tek dostum, tek arkadaşımın ismi Tahir'di. On yedi yaşımdan beri benimleydi. Her zaman yanımda olmuştu. Diğerleri gibi bana sırtını dönmemiş, kayıtsız şartsız hep benimle kalmıştı. O benim için çok önemliydi. Gözlerimi kapattım, olmasını istediğim güzel hayallerim ve dileklerim vardı. Dileğimi tutup, mumları üfledim sonra pastadan büyükçe bir dilim kesip, Tahir'e uzattım. Pastayla pek arası olmamasına rağmen sırf beni üzmemek için teklifimi reddetmedi.

Ahhh dostum Tahir. Düşünceli olduğu kadar da çok özeldi. Benim için çok şey ifade ediyor. O benim her şeyimdi. Hiç kimse onun gibi olamazdı. O çok farklıydı, kömür karası gözleriyle adeta herkese meydan okur gibiydi. Açık sarımsı solgun teniyle ünlü aktörleri cebinden çıkaracak kadar havalıydı. Kendisini gurbetçi olarak da adlandırabilirim. Kaliforniya’daki Sekoya ağacından imal edilmiş bir kalastı. Kaliteli bir kalastı. Yıllar önce Amerika'dan gelen komşumuz hediye etmişti. Ve hayatımda aldığım en güzel hediyeydi. Şu an yaşadığım her yanı küf kokan, yağan her yağmurda odanın her yerini su alan bu pis yerde bir tek o benimle kalmayı kabul etmişti.

Benim deli olduğumu düşünüyorsunuz değil mi? Hayır, hayır. Sakın öyle düşünmeyin. Ben deli değilim hatta akıl sağlığımda gayet yerinde. Fakat yalnızım, kimsesizim. Bakınca bir şey ifade etmeyen kimsenin umursamadığı unutulmuş ve sıradan biriyim. Bazen yatağıma uzanıp düşünüyorum; neden? Neden yalnızım, nasıl bu hale geldim? Tabi bu sorular çoğu zaman cevapsız kalıyor. Ya da geçiştirici cevaplarla beynimi kemiren bu pislikten kurtuluyorum.

Günü kurtarmak için, bu halde olmamın sebebini hep tercihlerime bağladım. Her şey bu kadar basit miydi? Her zaman kötüye giden kaderim tercihlerimle mi alakalıydı? Belki de geçiştirmek için verdiğim cevap benim gerçeklerimdi. Aslına bakarsak evet yaptığım onca hatalı tercih beni buraya itmişti. Beni resmen darmadağın etmişti. Tıpkı sahipsiz bir sokak köpeğine dönmüştüm. Her yerden kovulan, sevilmek için bile yanaşılmayan pis bir köpek. Sözde sahibim, yani patronum Metin Bey tıpkı bana bir aşağılıkmışım gibi davranıyor.

'Haklı da aslında ben, ben... Hadi ama benim ismim neydi ki? Buralarda bir yerlere not almış olmam gerekliydi.' diye düşündü.

Önce ceplerini kontrol etti fakat not kağıdını bulamadı ardından masada bulunan tozlu not defterinin sayfalarını bir bir karıştırmaya başladı. Tozların havaya karışmasıyla odayı yoğun bir toz bulutu sarmıştı. Başta her ne kadar etkilenmemiş olsa da ciğerleri toz bulutu ile buluşur buluşmaz yoğun bir öksürük krize girdi... Göğüs kafesi parçalanırcasına öksürüyordu. Her öksürüşünde nefes almayı ihmal etmemeye çalışıyordu. Zoraki bir şekilde masada bulunan bardağa doğru uzandı. Bardağın kirli olması umurunda değildi. Şu an bu suya ihtiyacı vardı ve o sudan bir yudum içip bir müddet sonra da kendine geldiğini gördü. Artık rahatlamıştı. Göğüs kafesi kendisiyle savaşmıyor, yavaş yavaş hareket ediyordu. Uzun uğraşlar sonucu, evet ismini bulmuştu; ben, ben Bora Sarsılmaz... Yaptığı tüm yanlış tercihlerin bedelini çok ağır ödeyen bir mahkumdum. Keşke, keşke her şeyi düzeltme şansım olsaydı. Fakat her şey için çok geçti...

Saat sabah sekiz suları...

Kafamın içinde çalan o iğrenç ses. Ahh bu ses hiç yabancı gelmiyordu.

''Lanet alarm yeter kapa çeneni.'' istemsizce ağzından bu kelimeler çıkmıştı.

Bu kelimeleri en son çocukken, okul sabahlarına kalkmamak için kullanırdı. Okuldan da bir o kadar nefret ederdi. Alarmı kapattıktan sonra kendisini huzurlu hissediyordu. Gözlerini sımsıkı kapatıp güzel hayallere dalmak istemişti fakat garip olan tek şey sadece alarm sesi değildi. Burnuna gelen güzel bir koku vardı. Ve bu mümkün değildi. Kendi çöplüğü yıllardır küf kokularıyla mücadele içindeydi. Kendi evi çürük et gibi kokarken şu an bulunduğu yer temizlik ve tazelik hissi uyandırıyordu.

'Tıpkı nilüfer çiçekleri gibi kokuyordu.'

Ve aynı zamanda yüzüne vuran güneş ışıklarını da fark etmişti. Ama bu saçmalıktı çünkü kendi evi bodrum katındaydı ve evine neredeyse hiç ışık girmezdi. Ama şu an güneş Bora'nın yüzünü yakıyordu. Artık kendisini güvende hissetmiyordu. Çünkü ters giden bir şeyler vardı. Ama yine de yataktan kalkmak istemiyordu çünkü çok yorgundu fakat bu durumdan da fazlasıyla huzursuzdu.

Seçimin seni bekliyor

"" seçeneğinin seni nereye götüreceğini görmek için uStory uygulamasından devam et. Hikâye orada seni bekliyor.

Bunları da sevebilirsin