
İnteraktif hikâye
Sahnedeki Vampir
karakumru@karakumru- Puan
- 2,8(16 değerlendirme)
- Okunma
- 11 bin
- Son
- 5
- Dil
- Türkçe
Yazarın kaleminden çıkmış, 5 sonlu dallanan bir hikâye.
Hikâye hakkında
Ünlü bir oyuncu olan Tarık’ın hayatı, bir gün hiç görmediği vampir babasını rüyasında görmesiyle değişir. Babası, oğlunun yakışıklılığına karşılık gelininin âmâ hastalığından kurtaracağını vaat eder. Tarık bu teklifi kabul etse de annesiyle babasının ilişkilerini öğrendiğinde babasına karşı cephe alır. Özünde bir vampir olduğunu öğrenen Tarık, artık insanlar dünyasında yerinin olmadığını düşünüp kendisini ait hissettiği vampirler dünyasında yaşamak ister ama vampirler dünyasında da farklı sorunlarla karşılaşır. Tarık ailesinin desteğiyle kayıp bir ruh olmaktan kendisini kurtarıp kendi kimliğini bulmak zorundadır.
Sahnedeki Vampir
İlk sayfayı oku
Hikâye böyle başlıyor. İlk seçim senin.
Tiyatro'da biri sahneye çıkar ve sahne de var olan dünya bir anda onun dünyası olur. Bütün gözler o yıldızın bakışlarındadır, bütün merak onun ağzından çıkacak kelimelerdedir. İşte Tarık da öyle bir oyuncuydu. Hem gençliğinin hem de yeteneğinin baharındaydı. Daha yirmi üç yaşındayken büyük tiyatrolarda başkarakter oynamaya başlamıştı. Tiyatro sahnesi onun eviydi, ruhu sağanak bir yağmur gibi sahneye akıyordu. Beyazperde onu bir film yıldızına dönüştürmek için ne diller döktüyse de Tarık tiyatro sahnesine takıntılı bir şekilde âşıktı ve hiçbir zaman bir film yıldızı olmayı planlamadı.
Tarık yine üstün bir performansla söylenen sözlerin özlerini seyircilerin gönlüne taşıyıp büyük bir alkış tufanına sebebiyet vermişti. Ruhunun evinden bedensel evine giderken her zaman tiyatro binasının tam karşısında aslan heykelinin bulunduğu parkı kullanıldı. Her insanın olduğu gibi her mekânın da ruhu olduğuna inanırdı ve o aslanlı parkın ruhu onun ruhuyla arkadaştı. Parkta ilerlerken belirsiz geleceğe korkusuzca bakan aslanın tam karşısında, bir elinde beyaz bastonun olduğu bir kadın gördü. Sokak lambaların ışığında onun karanlıkta da aydınlığı gören gözlerine baktı. Bir ruh gibi sessizleşmişti, kadının gözlerindeki çağlayanları izlemek ne büyük keyifti. Hiç bilinmeyeceğini sanmıştı ama kadın karşısında birinin kendisine baktığını anladı. "Kim var orada?" dedi.
"Benim," dedi Tarık yüzbinlerin önünde piyesin en vurucu sözünü söylemiş gibi. "Tarık Denizci."
Tarık kadının yanına oturdu ve bir daha da hiç ayrılmadı. Dilara'yla konuşmak, ona bakmak tiyatro kadar sevebildiği tek şeydi.
Evlenme hazırlıkları yaptıkları bir sırada İsmail adında bir meslektaşı bu evliliği Tarık'ın kendisine yaptığı bir zulüm olarak düşünüyordu ve yakın bir arkadaş olmasalar da Tarık'a kuytu bir yerde "Evleneceğine emin misin?" diye sordu. Tarık olduğu yerden, sorudan hiçbir anlam çıkaramamıştı. "Neden emin olmayacakmışım?"
"Dilara bir âmâ. Senin gibi yakışıklı, geleceği parlak bir oyuncunun çağrı merkezinde çalışan âmâ bir kadınla evlenmesi sana da tuhaf gelmiyor mu?"
"İmkânsız aşk hikâyelerin yurdundayken sen gelip neler söylüyorsun? Onu çok seviyorum ve bunu sana ve diğerlerine nasıl gösterebilirim bilmiyorum."
"Sinirlenmekte haklısın ama onu seviyor musun? yoksa ona acıyor musun? Bunu bir düşün."
Tarık'ın gözleri sinirden kan kırmızısına dönmüştü. Tırnaklarıyla avuçlarına izler bırakıyordu ama ona çok istediği yumruğu atmadı ve hızlıca makyaj odasının kapısını açtı. Talih, bu talihsiz sözleri Dilara'nın da duymasını istemişti.
Günlerce Dilara "Bana acıyorsun," dedi. Günlerce de Tarık "Sana en ufak bir acıma duymuyorum," dedi. Bu tarz başlayan bir konuşmanın devamında Dilara biraz yumuşamıştı. "Sana inanacak istiyorum ama sen bir oyuncusun, hem de çok iyi bir oyuncusun. Yalan söylemek senin için ne kadar da kolay olmalı."
"Asla, asla sana yalan söylemedim ve söylemeyeceğim. Gelmiş geçmiş en iyi oyuncu bile bir yalanı tamamen gerçekliğe büründüremez. Sözlerimin gerçek ruhunu göremiyor musun?"
"Bugün sözlerin tatlı ama yarın unutursan? Bugün âmâ olmam senin için bir sorun teşkil etmezken, yarın ellerim biraz pürtüklendiğinde; biraz kilo aldığımda da sorun teşkil etmeyecek mi? Siz oyuncular sahnede de gözyaşı dökersiniz, oyun biter bir bakmışsın ağlayan oyuncu kahkahalarla gülüyor. Oyuncular hem duyguları hem de sözleri çabuk unutur. Sana nasıl güvenebilirim?"
"Senin âmân olman benim için hiçbir şeyi değiştirmiyor. Sana her kuşu, her ağacı, her rüzgârı anlatırım. Bundan asla sıkılmam. Olmak istediğim dünya senin o güzel gözlerin ardındaki dünya."
Düğün şen şakrak içinde geçti. Herkes eğlenirken bir yandan da bu evliliğin akıbetini merak ediyordu. Günler bin güneşin efendisi olan bir güneşin yurdunda, ilk suyun torunundan beslenen bir çiçeğin yaşama sevinciyle geçiyordu ama çiçek büyüdükçe; en büyük güneş bile olsa arkasından gölge peyda oluyordu. Tarık, Dilara’yla gezilecek en güzel yerleri gezerlerken Dilara'nın aslında bunların hiçbirini görememesinden dolayı üzülüyordu. Bu düşünceyi, bu içinin en derinliklerinde kök salmış olan 'acıma' duygusunu yok etmek istedi. Ama ona dokundukça onu büyütmekten başka hiçbir işe yaramadı. Tarık da bu acı düşünce sanki hiç doğmamış gibi yüzünü güneşe döndüren gülümsemesini yüzünden hiç eksik etmedi. Kendilerine verdikleri tatilleri son bulup normal yaşantılarına döndüklerinde de o ‘aciz’ düşünce kendini hissettiriyordu.
İkinci oyunlarını da bitirmişlerdi ve Tarık yine çok başarılı olmuştu. Yeni bir oyun için bir toplantı yaptılar. Tiyatro yazarı Ali “Türk tiyatro tarihinde eksik olan vampir konulu tiyatro eseri yazdım, “dedi. Yapımcı olan Serkan “Vampir Türk izleyicisine uymuyor,” diye Ali’nin bu fikrine karşı çıktı.
“Öyle bir senaryo yazdım ki sadece Türkiye’de değil, bütün dünya da seyredilecek. Yeni bir Kral Lear, yeni bir Faust doğacak bu topraklarda.”
Serkan, Ali’nin tanınmış bir tiyatro yazarı olduğu için eserini okudu. Okur okumaz Ali’ye telefon açtı ve “Bu eseri en kısa süre de seyirciyle buluşturmalıyız,” dedi.
Vampir rolünü oynayacak olan Tarık senaryoyu okuduğunda bir rahatsızlık duydu. “Bu vampir çok yakışıklı çizilmiş,” dedi. Kimse ne diyeceğini bilememişti.
“Vampir aşk hikâyesinde vampir elbette senin gibi yakışıklı olacak. Bunda ne var anlamadım?” dedi Ali.
“Hikâye güzel ama… vampirin çok yakışıklı olması bana güzel gelmedi. Vampir olabildiğince çirkin olmalı.”
“Ama o zaman yakışıklı erkek, güzel kız evrensel tarzından kopmuş oluruz.”
“Kadın, çirkin vampiri güzel görsün. Onun için evrensel kurallar geçerli olsun ama seyirciler gerçeği görsün.”
“Bence bunu değiştirmemize lüzum yok. Böyle daha güzel.”
Tarık, kimsenin anlam veremediği bir şekilde sinirlenmişti.
“Oynamam. İlk defa bir senaryo da değişiklik istiyorum. Niye değiştirmiyorsun!”
Serkan, Tarık’ın bu sözlerinin ardından Ali’ye “Biz Tarık’ın dediği gibi yapalım," dedi. "Haklı, ilk defa bir değişiklik istedi.”
“Siz bilirsiniz,” dedi Ali ve sinirli olarak konuşmamak için masadan kalktı.
Tarık büyük gösteri için hazırlanırken makyözlere sürekli olabildiğince çirkin istediğini belirtiyordu. Makyözler sınırları zorlamak istemiyordu ama Tarık’ın ısrarlı sözlerine karşı gelmediler ve istemeyerek onun istediği gibi yüzünü bakılamayacak kadar korkunç yaptılar. Tarık yüzünün son halini görünce “İşte bu!” dedi. Tarık’ı gören Serkan, Tarık’ın isteğine karşı gelmediği için içinde bir şüphe duymaya başlamıştı. Yüzüne bakılamıyordu bile. Kim göremeyeceği bir yüzü görmek için para verecekti? İkinci başrol olan Aslı “Çok korkunç olmuşsun,” dedi. “Sana bakmaktan korkarken oyunuma odaklanamam.”
“Vampir hikâyesi canlandırıyoruz. Biraz daha cesur ol.”
Kimse Tarık’ın çirkin vampir konseptine neden bu kadar bağlandığını anlayamıyordu.
İlk açılış gününde seyirciler sahnenin her yerindelerdi. Sahnenin arkasındaki herkesin içinde bir şüphe vardı. Tarık ise hiç olmadığı kadar heyecanla odasında son hazırlıkları yaparken yanında sevgili karısı Dilara vardı. “Bu oyunun bir rezalet olacağını söyleyenleri duymuşsundur,” dedi Tarık. “Kimse benim gördüğümü göremiyor, hissettiğimi hissedemiyor.”
Dilara ellerini Tarık’ın yüzünde dolaştırırken Tarık’ın gözyaşlarını hissetti. “Neden ağlıyorsun?”
“Bilmiyorum. Sadece ağlamak istiyorum.”
“Ağlama. Ben senin gerçek halini görüyorum, gerçek halini hissediyorum. Ne olursa olsun ben buradayım.”
Tarık sahnede en iyi performansını sergilediğini düşünüp hiç almadığı kadar büyük bir alkış tufanı alacağını düşünürken seyirciler sadece ayıp olmasın diye alkışlamışlardı. Geri dönüşlerin hiçbiri olumlu değildi. Hiç kimse yeni vampir karakterini sevmemişti. Sahne cüzi bir insan topluluğuna karşı oynanmaya başlanmıştı. Tarık’ın dedikleri gerçekleşmeyince kapının arkasında konuşulanlar her yerde konuşulmaya başlanmıştı. “Ben sana demiştim,” sözü her gün duyduğu bir lafa dönüşmüştü.
İşte böyle bir zamandayken rüyasında rolünü ettiği vampiri gördü. Büyük bir salonun içindeydi ve büyük pencerelerden dokunsa aya ulaşacak kadar aya yakındı. Her yerde meşaleler vardı ve vampir, merdivenin yukarısında oturduğu tahttan kendisine doğru geldi. “Korkma,” dedi. “Adımın Entüre olduğunu biliyorsun. Oğlum… kendimi sana tanıtmama gerek yok.”
Entüre eğilerek Tarık’ın ellerini tuttu. “Benim neler yaşadığımı biraz olsun anlamışsındır.”
“Benden ne istiyorsun?”
“Oğlum benim böyle olduğuma bakma. Gençken ben de senin kadar yakışıklıydım, herkes bana bir kere olsun bakmak için uzak diyarlardan bile gelirlerdi. Gençliğimin baharındayken güneş gibi altın sarısı saçları, bembeyaz tene sahip Sebine’yi gördüm. Onunla en mutlu saadet anlarını beraber yaşama hayalleri kuruyorduk ama sonra… ben lanetlendim ve bu çirkin hale dönüştüm. Yüzyıllar geçti ama onu hâlâ unutamadım. Senden yakışıklılığını istiyorum Sebine’yle tekrar olabilmek için.
“Sana neden yakışıklılığımı vereyim ki?”
“En büyük arzunu yerine getirebilirim. Dilara’nın gözlerini açabilirim.”
Uzun bir düşünmenin ardından Dilara’nın bir baharı görmesinin, bir çiçeği görmesinin kendi yakışıklılığından daha önemli olduğuna karar verdi. Teklifi kabul ettiğinde Entüre, Tarık’a yaklaştı ve onu ısırdı. Tarık yorgunluktan bitap düşmüştü ve nereden geldiğini bilmediği bir huzurla yattı. Kalktığında her şey bir hayal gibi geliyordu ama mumlarla aydınlanan bir odada yattığını fark edince hatırladıklarının gerçek olduğunu anladı. Hemen aynaya baktı ve Entüre’nin suratını gördü. Çok değer verdiği tiyatro kariyerini kendi eliyle mahvettiğini şimdi idrak ediyordu. Pişmanlıktan doğan içindeki ateşle hızlıca odadan çıktı ve eski suratını gördü.
“Ne zaman geri vereceksin suratımı?” diye telaşla bağırıyordu. Entüre sakin bir edayla “Hiçbir zaman değiştirmeyeceğiz,” dedi.
“Bittim. Kariyerim bittim. Bir daha kim bana oyunculuk verir?”
Tarık ağlamaya başladığında Entüre
“Ağlama,” dedi. “Ben Sebine’yle buraya geldiğimde seni azat edeceğim ve kendi dünyana gittiğinde Dilara’nın gözlerinin açıldığını göreceksin. Tam anlaşmamızda söylediğim gibi olacak her şey.”
“Bu hâlimi gördüğünde beni terk etmez değil mi?”
“Dilara’nın aşkına güvenmiyor musun? Sebine beni terk etti diye Dilara da seni terk edecek diye bir kaide yok.”
“Korkuyorum terk edilmekten.”
“Buradan ayrıldığında bir daha ‘korkuyorum’ lafını kullanmayacaksın. Sana şatoyu göstereyim, dışarısı bilmeyenler için tehlikeli olduğundan hep şatoda kalman senin için daha iyi.”
Şatoyu gezerlerken diğerlerinden daha heybetli duran bir kapıyı es geçtiler. Tarık “Niye bu odaya girmedik?” diye sorduğunda Entüre unutmaya çalıştığı bir hadiseyi tekrar hatırlamış gibi bir hüzün kapladı yüzünü. “Bu odaya girmek yasak," dedi. "Lanetim yaşıyor bu odada. Şatoda bu oda hariç her odaya girebilirsin.”
Gece vakti Entüre, yüzyılların kendisinden çaldığı anıların intikamını almak için; yüzyıllara bedel anlar yaşayabilmek için yaşlı ruhunda genç meltem rüzgarlarını hissederek şatodan ayrıldı.
Tarık gündüz vakti şatoyu tekrardan gezmeye başladı, bir ev bir dünyayı nasıl bağrında saklayabilir? Sanki ev, evren gibi gittikçe büyüyordu. Ne kadar adım atarsa evin sonunu getirmekte o kadar uzaklaşıyor gibiydi. Adını hiç bilmediği kitaplarla dolu bir kütüphane vardı. Bütün kitaplar sanki ‘bir tek beni oku bütün kitapları okumuş gibi olursun’ dermiş gibi bilgece duruyorlardı. Yine bir gün kütüphane de saatlerini geçirdikten sonra evin hiç görmediği yerlerini ziyaret ederken bir kadının ağlama sesini duydu. Hemen sesin geldiği yere gitti ama kapı kilitliydi. “Sizi kurtaramıyorum,” dedi Tarık telaşla. Kadın düşüncelere dalmış gibi hiçbir şey demeden kısa bir süre bekledi. Ardından sakin bir sesle “O kapının ardından bana özgürlüğümü verecek olan anahtar var. Lütfen onu al ve beni kurtar.”
“Nasıl açabilirim ki o kapıyı?”
“Entüre’nin yattığı odanın çekmecesindedir. Lütfen beni kurtar.”
Tarık’ın yüreği ‘gitme’ dese de kadını kurtarma isteği korkusundan daha büyüktü. Sanki evde sadece iki kişi değillermiş gibi sessizce odaya girdi. Anahtarı alıp heybetli kapının önüne geldi.







