İçeriğe geç
Yeni Hayat

İnteraktif hikâye

Yeni Hayat

İrem Karakaya@iremkarakaya
Puan
4,6(27 değerlendirme)
Okunma
15 bin
Son
8
Dil
Türkçe

Yazarın kaleminden çıkmış, 8 sonlu dallanan bir hikâye.

Hikâye hakkında

Günümüzden uzun yıllar önce her zamankinden farksız başlayan bir gün, bu sefer farklı bir şekilde ilerleyecek. Verdiğiniz kararlara göre şekillenen hikayeniz her bir seçenekte bambaşka bir atmosfere bürünecek. Kimi zaman her biri farklı sonlara uzanan, kimi zaman ise adeta bir labirent gibi birbirine bağlanan seçenekler arasında yaptığınız seçimlerinizin sizi çıkaracağı yolculuk oldukça uzun olabileceği gibi, kimi zaman sadece birkaç adımdan da oluşabilir. Seçimleriniz kimi zaman sizi mutlu bir sona götürebileceği gibi umutsuz bir şekilde de sona erebilir fakat unutmayın ki, yeniden başlamak her daim sizin elinizde.

Yeni Hayat

İlk sayfayı oku

Hikâye böyle başlıyor. İlk seçim senin.

İnsanlar akın akın önünüzden geçiyor, şehrin merkezinde genişçe uzanan meydandaki insan kalabalığının dikkatini çekmek isteyen satıcılar bütün güçleriyle bağırıyor, şehrin dört bir yanından çeşit çeşit insanın konuşma ve gülüşme sesleri duyuluyor... Bu bomboş meydanın adım adım nasıl insanlarla dolup kalabalıklaştığını ve sessizliğin nasıl bir anda kayboluverdiğini adım adım izlediniz, çünkü burası sizin eviniz. Meydanın ünü yayılmış olan Rum meyhanesinin arkasındaki taş duvarların yanına yerleştirdiğiniz iki üç yastık parçasının üstünde uyuyorsunuz, eşyalarınızı oyuklara yerleştiriyorsunuz, meyhane sahibinin şayet iyiliği tutup da size yiyecek verecek olursa bunlarla besleniyorsunuz. Kendinizi bildiğiniz günden beri hayatınız hep böyleydi, böyle yaşamaktan daha normal bir şey yok. Yalnızsınız, sokaklardasınız, ancak çok da şikayetçi değilsiniz; elbette açlık hariç. Meyhane sahibinin günlerdir size bir parça ekmek veresi bile tutmuyor, çünkü müşterilerin yoğunluğundan yiyecekleri onlara dahi yetiştiremiyor. Yaptığınız ayak işlerinden kazandığınız birkaç kuruş paranız iki gün önce aldığınız son ekmek ile tükendi. Ayak işlerine geri dönebilirsiniz fakat bütün gün aşağılanmaya, dayak yemeye ve bütün gününüzü ağır yükler altında ezilerek geçirmeye katlanamıyorsunuz. Bir keresinde bir iş arkadaşınızdan duyduklarınız aklınızdan çıkmıyor. Batıda artık makinelerle iş yapıldığını, oradaki işçilerin asla buradakiler kadar yorulmadığını, okuma yazma bilip kitap veya gazete okuyacak ve hatta bazen tiyatroya gitmeye dahi yetecek kadar zamanlarının olduğunu söylüyor. Bunlar size başlangıçta inandırıcı gelmiyordu, fakat sonrasında başkalarından da aynı şeyleri duymaya başladınız. Herkes Avrupa'nın çağ atladığını, işleri makinelerin yaptığını ve buna rağmen işçilerin daha fazla para kazandığını söylüyor. Zamanla bu size daha çok inandırıcı gelmeye başlıyor, çünkü artık yılın belli zamanlarında meydanın dört bir köşesinden bilmediğiniz lisanlarla konuşan insanların seslerini duyuyorsunuz. Padişahlar yabancı tüccarlara imtiyaz üstüne imtiyaz tanıyorlar. Bu tüccarlar kocaman gemileriyle limana yaklaşıp tonlarca yük indiriyorlar, burada eşi benzeri görülmeyen bu ürünlerinin tamamını kısa bir sürede satıyorlar, ardından tonlarca hammaddeyi gemilerine yükleyip birkaç ay sonra geri dönmek üzerine ülkelerine geri dönüyorlar. Bu kadar ürünü bu kadar sürede üretmek için gerçekten de bir mucize olmalı. Dünyanın farklı yerlerindeki hayatların sizin yaşadığınız hayattan çok daha farklı olduğunu öğrendiğinizden beri bilmediğiniz bu gizemli diyarlara karşı sebebini bilmeksizin içinizden gelen yoğun bir özlem duyuyorsunuz, ancak öte yandan oraların gerçekte ne olduğunu tam olarak bilmemenin sizi bir miktar ürküttüğü de bir gerçek. Fakat bugün, diğer günlerin aksine bunlara pek kafa yormuyorsunuz, çünkü bugün tek derdiniz açlık. İki gündür hiçbir şey yemiyorsunuz ve açlıktan bayılmak üzeresiniz. Hemen karşınızda duran ufak dükkandan bir ekmek kaçırabilmek için uygun anı bekliyorsunuz, ancak saatlerdir uygun fırsatı bulamıyorsunuz. Fakat şimdi beklediğiniz an gelmiş gibi duruyor, pekala bir yabancı gibi duran orta yaşlı bir hanımefendi elinde tuttuğu kocaman bir ekmekle birlikte diğer ürünleri inceleyip yabancı bir dilde yanındaki genç kızla sohbet ediyor. Dükkanın sahibi de içerdeki başka bir müşteriyle derin bir muhabbete dalmış gözüküyor. Eğer bu fırsatı kaçırırsanız açlığa daha fazla dayanamayacaksınız. Çok basit olacak, daha önce de yaptınız. Al ve kaç. Derin bir nefes alıp cesaretinizi topluyorsunuz ve var gücünüzle koşup kadının elindeki ekmeği bir hamlede kapıyorsunuz, ancak şansınız bugün pek de yaver değil çünkü dükkan sahibi sizi zamanında görüp yakaladı.

Dükkan sahibinden sağlam bir tokat yediniz, fakat onun bu andaki dikkat dağınıklığı da size kaçmanız için fırsat oldu. Ekmeği iki elinizle de sımsıkı tutarak kaçmaya başlıyorsunuz. Fakat arkanızda bağırarak görevlilere sizi işaret ettiklerini duyuyorsunuz. İşte bu en korktuğunuz şeydi çünkü bu, yakalanırsanız hapse gireceğiniz anlamına geliyor. Arkanıza bakmadan bildiğiniz her ara sokağa girip dolanıyorsunuz, nefes bile almadan sağa sola sapıyorsunuz. Fakat ayak sesleri peşinizi bırakmıyor. Bir yere saklanmak zorundasınız. Şehrin içindeki kuytu köşelerden birine tüyebilirsiniz. Ancak hemen ardından limana yük taşıyan bir işçi grubuyla karşılaşıyorsunuz. Belki de aralarına sızıp bir gemide saklanabilirsiniz, ancak limanda sayısız görevlinin olduğunu da hesaba katmak zorundasınız. Yakalanmanız an meselesi ve hızlıca karar vermelisiniz: Limandaki gemilerden birine sızmayı deneyeceksiniz yoksa şehrin içinde mi saklanacaksınız?

Seçimin seni bekliyor

"" seçeneğinin seni nereye götüreceğini görmek için uStory uygulamasından devam et. Hikâye orada seni bekliyor.

Bunları da sevebilirsin