
İnteraktif hikâye
Âşık Olduğun Rüzgârlar
Dshra Silver@dshrasilver- Puan
- 4,1(12 değerlendirme)
- Okunma
- 11 bin
- Son
- 4
- Dil
- Türkçe
Yazarın kaleminden çıkmış, 4 sonlu dallanan bir hikâye.
Hikâye hakkında
Aşka dair bir sen hikâyesi...
Âşık Olduğun Rüzgârlar
İlk sayfayı oku
Hikâye böyle başlıyor. İlk seçim senin.
Karnın ağrıyor, ne yedin öğlen? Yine mi kızartma! Koca bir yağ topuna dönmek üzeresin, bırak artık şu iğrenç beslenme şeklini! Âşık olduğunu söyle bari de bahanene inanayım. Hani kelebekler uçuşuyor hikayesi... Ha! Tamam, zamanında uçuşmuştu yani.
Hatırlıyorum, dizine kafasını dayayıp uzandığında için nasıl da gıcıklanmıştı. Serseri, bir de üstelik bunu şehir içi otobüsünde arka beşlide yapmıştı. Bilerek mi yapıyordu dersin? Senin kalp atışlarının hızını duyabilir miydi? Yok, sanmıyorum. Serseri, ilgi çekmek için yapıyordu. Ondaki şeytan tüyü bugüne kadar tanıdığın hiçbir erkekte yoktu. Hoş, çok erkek tanıdın ya!
Of, nerden girdin şimdi bu topa! İllaki anlattıracaksın yani.
Görüntüler geliyor gözümün önüne. Sen ve o, ağaçlıklı bir yol kenarında çimlere uzanmış sarmaş dolaş ya da festival için gittiğimiz o şehirde adı ‘Çiftlik’ olan bir çarşıyı gezerken yine eli belinde. Sürekli sana dokunurdu, sarılırdı ya da eliyle hızlıca saçlarını karıştırır, seni kızdırırdı. Senden çok da büyük değildi ama sevimli bir kız çocuğu muamelesi yapardı sana. Öyleyse neden dokunup duruyordu. Bir popona şaplak atmadığı kaldı yani. Evet evet, o kadar vardı.
Tüm tiyatro ekibi sizi sevgili sanardı. Muzo, sinir olurdu, ikide bir omuzlarına dökülen o ince telli saçlarını savurarak, “Ekipte aşk meşk istemem! Performansları çöp ediyor,” diye. Tamam, hadi kibar olayım dedim. “Tüm emeğin içine şıçtınız!” derdi.
Biliyorsun işte Selvi ve Murat’ın ilişkileri olduğu onlar ayrılınca ortaya çıkmıştı. Selvi, ilişkileri için “Çok yüksek sesle müzik dinlerken bir anda müziğin sesinin kısılması!” gibi demişti. Onlar da ajan mübarek okul içinde nasıl birbirlerinden ayrı durabildiler de kimse çakmadı. Hayret bir şey!
Tamam tamam, acele etme seni anlatacağım ama biraz ekibi hatırlasak ya. Hadi dur bak, kostümler için prömiyer öncesi son gece deli gibi ütü yapmıştık, yetişmemişti hiçbir şey. Dekor tepemize düştü düşecek gibi duran ağır kalasların birleşiminden oluşuyordu. Oyunumuzun ilk gösterimi için hangi akla hizmet kalkıp da Samsun’a gitmiştik onu hatırlamıyorum. Muzo’nun antin kuntin işleri işte!
Provalarda her şey yolundaydı, ezberler tam, oyunculuklar gerektiği kadar abartılıydı. Hasek’in romanının kahramanı Şvayk, Birinci Dünya Savaşı’nda bir er olsa da Bertolt Brecht, bu karakteri yeniden ele alıp İkinci Dünya Savaşı’nın tam ortasına bırakmıştı. Biz de onu tam gerektiği gibi parlatmıştık. “Tabi, gurur duyuyorum kızım. Bugün bir bok olamadıysak bile zamanının en ünlü tiyatro yönetmen yardımcısıydım ben.” Savaşa alaycı bir üslupla yaklaşmak da ayrıca süper bir şeydi. Muzo kıllık yapıp durmasa iyiydi ya, egosantrik hıyar işte! Tiyatro yönetmeni kıçımın... Hadi söyletme!
Ekibin kalbiydim ben kalbi! Karakterin duygusunu ortaya çıkarmak benim işimdi, hangi mimik hangi durumda cuk oturur ben bilirdim.
Seninki bile gelir danışırdı ama en çok o yanaşırdı yanıma da bana bir şeyler sorarmış gibi yaparak “Nerede benimki?” derdi. Her şeyin eninde sonunda varacağı o yeri bilseydim ben belki de… Tamam, sustum sen söyle öyleyse nereden başlayayım anlatmaya?







