
İnteraktif hikâye
Bu Geceden Sonra
Yağmur Deniz Ön@yagmurd- Puan
- 3,9(11 değerlendirme)
- Okunma
- 13 bin
- Son
- 4
- Dil
- Türkçe
Yazarın kaleminden çıkmış, 4 sonlu dallanan bir hikâye.
Hikâye hakkında
Bu çakırkeyif kare içinde birbirimizin yüzünü; havai fişekler ancak en parlak noktaya ulaştığında, bir anlığına görüyor; sonra gökyüzünden yeryüzüne, yüzümüzden karnımıza kadar akan ışıkla omuzlarımıza, göğsümüze, kollarımıza, bileklerimize tanık oluyorduk. Bu son olacaktı.
Bu Geceden Sonra
İlk sayfayı oku
Hikâye böyle başlıyor. İlk seçim senin.
İçeri girdi ve bana baktı.
Sonra içine attığı bir hisle karşı koltuğuma oturdu. Eline televizyon kumandasını aldı ve filmleri gezmeye başladı. Bir filmden diğer filme geçti. Benim beğendiklerimi o, onun beğendiklerini ben beğenmiyordum.
Yine de kendi beğendiğini açtı. Filmi ya izledi ya izlemedi. Bir süre geçtikten sonra telefonunu eline aldı. Birkaç dakika birazda onu kurcalamaya başladı.
Arada bir bana bakarken iç geçiriyordu. Bunu hissedebiliyordum. İstediği şeye çok yakındı bir o kadar uzak. Bunu çok iyi anlayabiliyordum.
"Yüzüme baharlar doğsa bile onun kabusuydum."
Doğrularımız bizi kandırmıştı. Kokusunu kendime sarıp kollarının altında izlediğimiz filmleri özlediğimi ne kadar saklayabileceğimi, bana baktığında acı çektiğini gördüğümde anlamıştım.
Durmam gerektiğini bütün vücudumda hissediyordum...
Kalbine dokunduğumu ne kadar gizli tutarsam onun kalbini o kadar özgür kılacaktım. Bir süre kendini bende tutsak hissedecekti ama bu tutsaklıktan kurtaracaktı benliğini.
"Bunu öğretmem gerekliydi."
Planım, akşamı onunla geçirmekti ama hiç istemeden ‘Ben gidiyorum.’ diye bir anda ayağa kalktım. Normal insanlar gitmek için önden söylenirdi ama ben hiç normal değildim.
İstemediğim şeyleri yapmak için kendimi zorunlu hissettiğimde dilimdeki fevrilik bedenime yansırdı. Bir anda ayağa kalktığımdan olsa gerek şaşırmıştı. Bana uzunca baktı.
Gitmek istemiyordum ama ondan ne kadar uzak kalırsam o kadar iyi hissedecekti. Başta çok zor olacaktı belki ama birbirimize açtığımız yaraları sarabilecek güçteydik.
Eve gittiğimde haber vermemi istemişti. Dışarı çıktığımda ona haber verip vermemem gerektiğini düşünüp durdum.
Dört duvarımızdan çıktığımız nadir zamanlarda beni yalnız bırakırdı. O zamanlarda beni merak etmiyorsa şimdide etmez diye düşünerek haber vermemeye karar verdim ki nitekim öyle oldu.
Eve geldiğimde inanılmaz bir rahatsızlık duygusu kapladı bedenimi. Tekrar ona koşmak istedim. Hiçbir taşıt kullanmadan. Ayakkabılarımı ayaklarıma geri geçirip ayaz sokaklarda ona koşmayı diliyordum.
Dışarısı çok soğuktu ama onun kadar soğuk değildi.
Bundan olsa gerek ki bir anda vazgeçtim. Üzerime bir çırpıda geceliğimi geçirdim. Zorla yatağa attım. Kendime sarılıp gözlerimi kapattım.
"Bana beş dakika gibi gelmişti ama onu düşünerek üç saat geçirmiş, yatakta dönüp durmuştum."
Onun nefesini ensemde hissediyordum. Birbirimize duyduğumuz tutkunun bihaberinde, düşüncelerimiz incelikli ve güçlü. Bu düşünceler ki, ikimizin içindekilerini büyütmüştü. Tam bir tutkuya dönüştürmüştük.
Bizi bekleyen korkunç tehlikenin farkında olmadan...
Doruk noktamıza vardığımızda nerdeyse iğrenç karşıtı kadar feci yıkımlara sürükleyen o en uğursuz şiddetli heyecan, kalplerimizin her köşesini çoktan kaplamıştı, öyle ki ikimiz için artık bazı şeyler imkansızdı. Artık birbirimizin gözlerine her baktığımızda dile dökülmeyen cümlelerin ukdelerini taşımaya başlamıştık. Umudun bizlik bir yer olmadığından yenilmeyi bekledik.
"Direnmedik."
Yamuk yumuk örtülmüş penceremden güneş ışıklarını hissettiğimde uyuya kaldığımı anladım. Gece gördüğüm rüyayı hatırlayarak yüzüme bir tebessüm düştü.
Büyük bir ev içinde tüm tanıdıklarımız vardı. Sevdiklerimiz sevmediklerimiz ya da seviyor gözüktüklerimiz. Yanıma gelmek istiyordu ama gelemiyordu. Birkaç kere yanımda beliriverdi.
"Ellerimden tuttu ve beni başka köşelere götürdü."
Elimi her tuttuğunda kafamızın üstünde bir ağaç yeşeriyor çiçekleri alnımıza kadar düşüyordu. Elimi tutup beni her götürdüğünde içimi sevinç kaplasa da her seferinde bırakıp başka köşelerde beliriyordu.
Tek başına gittiği her köşenin bir kapısı vardı ve kilidini açarken son kez gözlerime baktıktan sonra arkasını dönüp gidiyordu.
Beni istediğini hissetmekten olsa gerek mutlu uyanmıştım. Biraz da rahatsızlık duygusu içerisindeydim yine. Kendinden bu denli emin olmayan ve kendini sevmeyen biriyle daha önce tanışmamıştım.
Haklıydı. Böyle olmak için kendini yetiştiriyordu. Benim gözlerime sadece bakıyordu.
"Ötesini görmeyi hiç denemedi."
Ne kadar aptallıksa, sanrılarımızla yanında gülerek geçirmiştim zamanımı. Aptallıktı evet çünkü beni her yarı yolda bıraktığında kendime kızıyordum. Akıllanmaz benliğim bunu doğuştan sandı.
Beni kendi kılıfına uydurabileceğini zannettiği için istemişti. Yine de bizimkisi bağımlılık yapan yan yana olmayı sevdiğimiz bir yapıydı.
"Acı içindeydik ama zevk alıyorduk."
Bu şehir dökülüyordu içinde anılar birikirken. Biz de birbirimizi daha derinlere gömmek için hazırlanıyorduk. İçinde bir yerlerde saklıydım.
Geceden kalma günlerimin sabahında canımın yangısı yüzümü ıslatırdı ama yanımda ne o vardı ne de onun hayaleti. Onu düşünerek bir gün geçirmiştim. Yataktan kalkmak istemiyordum. Nedenini anlamıyordum ama belki bir nedeni vardı.
Beynimde onun için yankılanan bir tanıtım anonsu beliriverdi.
- Hanımlar ve beyler işin inceliklerini öğrenme zamanı ve duruyoruz. Beni çok iyi dinleyin tehlike sizi bekliyor. Eğer yaklaşırsanız ne demek istediğimi anlayacaksınız. Ya her gün kendinize kızmak için bir nedeniniz olur ya da günlerinizi düşünerek geçirmek için boş vaktiniz. Soğuk ve sert bir bakışınız olmalı. Kimseye taviz vermeyeceksiniz. Tıpkı hapishane gibi cezanızı gözden uzakta çekeceksiniz.
Evet her gün yazmak için oturduğum masamın zamanı şimdi gelmişti. Sabah uyandığımda böyle bir anons yankılandığına göre çekilme zamanım gelmişti. Hem bu zamanı anlamamak için daha kaç zaman geçmeliydi.
Mutfağa gittim ve kokusunun evimde dağılmasında hoşnutsuzluk duymayacağım filtre kahvemi demlemeye koyuldum. Bu beyinsel girdabımı kaçırmamalıydım. Bir yandan bir şeyler atıştırırken bir yandan bilgisayarımı mutfağa taşıdım. Kaynayan suyun buharı evimi ısıtıyordu. Bu aralar iyice soğumaya başladı. Yaşadığım şehir komiktir ki; senede bir ay, yaz mevsimini yaşıyor. Geçirdiğim beş senenin ardından sonra bunu yeni anlamıştım.
Bilgisayarım açılır açılmaz boş bir Word sayfası açtım ve yazmaya başladım.








